EL-AZÎM: Kavranamaz Yüceliğin ve Mutlak Azametin İlâhî Kaynağı
İnsanın zihnini ve kâinatın ölçeklerini aşan büyüklük, her şeyi kuşatan heybet ve kalpleri kibirden arındırıp hakiki tevazuya çağıran mutlak ilâhî azamet.

Giriş
İnsan bazen büyük şeyler görünce sadece şaşırmaz; aynı zamanda küçülür. Yüksek bir dağın tepesinde, yıldız dolu bir göğün altında ya da derin bir sessizlikte insan kendi ölçüsünün ne kadar sınırlı olduğunu daha açık hisseder. Psikoloji literatüründe awe diye incelenen bu tecrübe, kişide “small-self” denilen, kendini daha büyük bir bütün karşısında küçülmüş ama daha bağlantılı hissetme durumunu güçlendirebilir. 2023 tarihli bir çalışma da awe deneyiminin daha geniş bir ahlâkî duyarlılıkla ve “küçük benlik” duygusuyla ilişkili olduğunu gösterdi.
El-Azîm ismi tam burada kalbe dokunur. O, sadece “büyük” demek değildir; insan akıl ve kavrayışının ötesinde bir ululuğu, emirlerine karşı gelinemeyen ve âciz bırakılamayan bir yüceliği ifade eder. TDV, Azîm ismini “zâtı ve sıfatlarının mahiyeti hakkıyla kavranamayacak derecede yüce” diye açıklar; Diyanet Haber ise bu ismin bizim “muazzam” dediğimiz her şeyi yaratan ilâhî azameti anlattığını vurgular. Bu yüzden El-Azîm, nicelikten çok ululuk, boyuttan çok heybet, görünenden çok kavranamaz yücelik ismidir.
Modern bilim de bu isme yaklaşmak için güçlü metaforlar sunar. Hubble’ın Dünya atmosferinin üstüne çıkarıldığı için daha berrak görebilmesi, Webb’in kızılötesiyle kozmik tozun arkasını seçebilmesi ve insan beynindeki yaklaşık 86 milyar nöronun trilyonlarca bağlantıyla işleyişi, bize büyüklüğün sadece kaba hacim değil; derinlik, kapsam ve kavrayış sınırlarını aşan yapı olduğunu gösterir. DOE’nin anlattığı exascale computing ise saniyede
10¹⁸ (1 kentrilyon) işlem ölçeğini aşan hesaplama gücüne rağmen hâlâ sonlu kalır. El-Azîm, bütün bu ölçülerin ötesindeki mutlak büyüklüktür.
Esmanın Lügavî Kökeni
El-Azîm ismi, Arapça ʿ-z-m / izam (azamet) kökünden gelir. TDV’ye göre bu kök “büyük olmak, yüce olmak” anlamı taşır; Azîm ise “büyük olan, yüce olan, azametli” demektir. Allah’ın ismi olarak kullanıldığında ise “zâtı ve sıfatlarının mahiyeti hakkıyla kavranamayacak derecede yüce; emirlerine karşı gelinemeyen ve âciz bırakılamayan” anlamını ifade eder. Yani burada sıradan büyüklük değil, kavranması zaten insan kapasitesini aşan bir ululuk söz konusudur.
TDV maddesi ayrıca Azîm kelimesinin Kur’an’da çoğu zaman “azâbün azîm”, “ecrün azîm”, “fevzün azîm” gibi tamlamalarda da geçtiğini; yani sadece fizikî büyüklük değil, değer ve sonuç bakımından da “çok büyük” anlamı taşıdığını belirtir. Allah’ın ismi olarak geçtiğinde ise bu anlam, büyüklüğün kaynağı ve ölçüsünün kendisi olma boyutuna taşınır. Bu yüzden El-Azîm, yalnız “çok büyük” diye çevrilemez; daha doğru karşılıklar şunlardır: ululardan ulu, azameti kavranamaz, mutlak büyük, kibriyası kuşatılamaz.
Diyanet Haber’de El-Azîm için yapılan açıklama da bu çizgiyi destekler: isim, insan akıl ve kavrayışının ötesinde bir ululuğu, bizim “muazzam” dediğimiz her şeyi yaratan ilâhî azameti ifade eder. Bu inancın sonucu ise O’na tazim etmek, yani kalpte hiçbir varlığı O’nun gibi yüce saymamaktır. Böylece El-Azîm, sadece bir sıfat değil; insanın bakış ölçeğini düzelten bir tevhid ölçüsüne dönüşür.
Kur’ân’daki Kullanımları
TDV’ye göre Azîm ismi Kur’an’da Allah’ın ismi olarak altı ayette geçer. Bunların bir kısmında Alî ismiyle beraber, bir kısmında ise tesbih bağlamında zikredilir. Bu kullanım biçimi, Azîm isminin hem yücelik hem de tenzih boyutu taşıdığını gösterir.
Bakara Suresi (2:255)
Âyetü’l-kürsî’nin sonunda “O, alîdir, azîmdir” buyurulur. Diyanet tefsiri bu ayeti Allah’ı tanıtan en kapsamlı ayetlerden biri olarak açıklar; O’nun kürsüsünün gökleri ve yeri kuşattığını, onları koruyup gözetmenin kendisine zor gelmediğini ve “yücelerden yüce” olduğunu vurgular. Burada Azîm, ilim, hükümranlık ve kudretin kuşatıcılığıyla birlikte görünür.
Şûrâ Suresi (42:4)
“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. O çok yücedir, çok uludur.” Diyanet’in meal ve tefsir sayfası burada “el-Aliyyü’l-Azîm” terkibini yalın ama güçlü biçimde verir. Ayetin bağlamı, vahyin ve kâinatın Allah’a ait oluşunu, dolayısıyla büyüklüğün de yalnızca O’na ait bulunduğunu hatırlatır.
Vâkıa Suresi (56:74 ve 56:96)
Bu sûrede insanın yaratılışı, ekin, su ve ateş gibi gündelik nimetler üzerinden ilâhî kudret anlatıldıktan sonra “Öyleyse Azîm olan Rabbinin adını tesbih et” buyurulur. Diyanet tefsiri, bu pasajın insanı kendi varlığı ve çevresi üzerinde düşünmeye çağırdığını, ardından da bu nimetlerin şükrü olarak rabbinin adını tesbih etmesini istediğini açıklar. Yani Azîm ismi burada hem kozmik kudret hem de şükür gerektiren hayret duygusuyla birleşir.
Hâkka Suresi (69:52)
Kur’an’ın “hakku’l-yakîn” olduğu vurgulandıktan sonra yine “Azîm olan Rabbinin adını tesbih et” emri gelir. Diyanet tefsirine göre burada Kur’an’ın ilâhî vahiy oluşu ve Resûlullah’ın peygamberliğinin kesinliği anlatıldıktan sonra, bunun şükrü olarak Allah’ın yüce adının tenzih edilmesi istenmektedir. Demek ki El-Azîm ismi sadece evrenin büyüklüğüyle değil, vahyin hakikatiyle de ilişkilidir.
Hâkka Suresi (69:33)
TDV maddesi, Azîm isminin yalın biçimde Allah’ın sıfatı olarak geçtiği ayetlerden birinin Hâkka 69:33 olduğunu kaydeder. Buradaki bağlam, âhirette hüsrana uğrayan birinin “Azîm olan Allah’a inanmadım” gerçeğiyle yüzleşmesidir. Bu, Azîm isminin sadece tesbih değil, iman ve inkârın da merkezinde bulunduğunu gösterir.
Hadislerdeki Yansımalar ve Nebevî Denge
Hadislerde de El-Azîm çok güçlü biçimde yankılanır. Tirmizî’de ve diğer hadis kaynaklarında, Resûlullah’ın rükûda “Subhâne rabbiyel-azîm” dediği aktarılır; Ebû Dâvûd’daki rivayette ise “Fesebbih bismi rabbikel-azîm” ayeti inince, bunu rükûda kullanın buyurduğu nakledilir. Böylece Azîm ismi, müminin bedeniyle de tazim ettiği bir ibadet diline dönüşür.
Kozmos Açısından – Bilimsel Metafor Bölümü
A) Kozmos Metaforu
NASA’nın Webb ve infrared astronomy sayfaları, görünür ışığın küçük bir aralık olduğunu; kızılötesi ışığın ise kozmik tozun arkasındaki gizli bölgeleri açığa çıkarabildiğini anlatır. Webb, görünür ışıkta kapalı kalan yıldız doğum bölgelerini ve erken evrenin derin tarihini bu yüzden okuyabiliyor. Bu tablo El-Azîm ismi için güçlü bir kozmik metafordur: gerçek büyüklük, sadece “çok büyük cisimler” görmek değil; algı sınırlarımızın ötesindeki derinliği fark etmektir. İnsan gözü için görünmeyen bir evren katmanı bile varsa, ilâhî azametin kavrayışımızı aşması çok daha anlaşılır hale gelir.
Awe araştırmaları da burada devreye girer. 2023 tarihli çalışma, awe deneyiminin “small-self” dediğimiz, insanın kendini daha büyük bir bütün karşısında küçülmüş ama daha bağlı hissettiği bir hâl ile ilişkili olduğunu gösterdi. El-Azîm tefekkürü de tam bunu üretir: insanı değersizleştirmez, ama onun merkez olmadığını fark ettirir. Bu, küçülme değil; doğru ölçeği bulmadır.
B) İnsan Bedeninden / Biyolojiden Örnek
NIH’nin 2025 tarihli araştırma özeti, insan beyninin yaklaşık 86 milyar nöronun elektriksel ateşlenmesi ve aralarındaki trilyonlarca bağlantı üzerinden işlediğini hatırlatır. İnsanın düşünme, hissetme, görme ve davranma kapasitesinin bu kadar yoğun bir ağ yapısından doğması, mikro ölçekte de “azamet” hissi uyandırır. El-Azîm ismi için bu çok öğretici bir biyolojik metafordur: büyüklük sadece makro kozmosta değil, insanın kendi içinde de vardır; ama bu büyüklük insana ait bağımsız bir şan değil, yaratılışın içine yerleştirilmiş bir ilâhî sanatın yansımasıdır.
Bu yüzden El-Azîm tefekkürü bedene de farklı bakar. İnsan sadece “küçük bir varlık” değildir; içinde kendisinin bile tam kuşatamadığı muazzam bir ağ taşır. Fakat bu ağın kendisi de ilâhî azamet karşısında sınırlı kalır. Böylece insan ne kendini mutlaklaştırır ne de değersiz görür; azamet karşısında hayret ve tevazu öğrenir.
C) Teknoloji Metaforu
DOE’nin exascale computing açıklamasına göre exascale bilgisayarlar, saniyede
10¹⁸ (1 kentrilyon) yani bir exaFLOP’tan fazla işlem yapabilecek ölçeği ifade eder ve bu, 1996’daki ASCI Red’in tepe performansından bir milyondan fazla kat büyüktür. Modern insan için bu, neredeyse tahayyül sınırlarını zorlayan bir işlem gücü demektir. Fakat yine de sonludur, ölçülüdür ve insan yapımıdır. El-Azîm ismi burada çağdaş bir teknoloji metaforu sunar: insanın “muazzam” dediği her ölçek, ilâhî azametin yanında sadece ölçülebilir bir büyüklük olarak kalır.
AWS Auto Scaling sayfası da büyük sistemlerde kapasitenin doğru zamanda ve doğru miktarda artırılması gerektiğini, ölçeğin yönetilmeden fayda vermediğini anlatır. El-Azîm ismiyle düşünüldüğünde bu bize şunu hatırlatır: ilâhî azamet, sadece devasa olmak değil; kuşatıcı büyüklüğü kusursuz yönetimle birleştirmektir. Bu, açıkça metaforik bir okumadır.
Tasavvufî Açıklama
A) Kalpteki Karşılığı
El-Azîm isminin kalpteki ilk karşılığı, hayretle gelen tevazudur. İnsan bu isimle karşılaşınca sadece “Allah çok büyüktür” demez; aynı zamanda kendi dertlerinin, hırslarının ve korkularının ne kadar dar bir çerçevede kaldığını fark eder. Diyanet Haber’in El-Azîm yazısında da bu isme imanın, Allah’a tazim etmek ve iç dünyada hiçbir varlığı O’nun kadar yüce addetmemek anlamına geldiği belirtilir. Bu yüzden El-Azîm tecellisi alan kalp, putlaştırdığı küçük büyüklükleri bırakmaya başlar.
Awe araştırmalarının small-self bulgusu burada manevî bir açıklık kazanır. İnsan, azamet karşısında küçülünce aşağılanmaz; tam tersine yerini bulur. El-Azîm tefekkürü, kalbin merkezine “ben” yerine “hakikat”i koyar. Bu yüzden bu isim korku kadar huzur da verir.
B) Nefsin Terbiyesindeki Rolü
Nefis, küçük şeyleri büyütmeye meyyaldir: kendi bilgisini, başarılarını, kırgınlıklarını, isteklerini, hatta ibadetini… El-Azîm ismi, nefsin bu sahte büyütmelerini kırar. Kişi azamet-i ilâhiyeyi düşünmeye başladıkça, kendi büyüklük iddialarının ne kadar sığ olduğunu fark eder. Diyanet Haber’in vurguladığı gibi, bu isme iman etmenin sonucu Allah’a itaat ve O’ndan gelene karşı nankörlük etmemektir. Çünkü insan hakiki büyüklüğü tanıyınca, küçük menfaatler için böbürlenmekten utanır.
Bu yüzden El-Azîm, kibri doğuran bir isim değil; kibri eriten bir isimdir. “Allahu ekber” zikrinin sürekli tekrarı da tam bu terbiyeyi kurar: Allah daha büyükse, benim büyüttüğüm şeylerin çoğu aslında büyüklüğünü kaybeder.
C) Büyük Mutasavvıfların Yorumu
Klasik çizgide El-Azîm, çoğu zaman Alî, Kebîr, Müteâlî ve Celîl isimleriyle yakın anlam alanında düşünülür. TDV, Azîm isminin Alî ile beraber gelişinin onun yücelik ve ululuk boyutunu teyit ettiğini, tesbih bağlamındaki kullanımlarının ise Allah’ın her eksiklikten münezzeh büyüklüğünü vurguladığını belirtir. Böylece mutasavvıflar için azamet, sadece “çok büyük” bir varlık fikri değil; aklın kuşatamadığı yüce kemal anlamına gelir.
Bediüzzaman Said Nursî’de ise El-Azîm ismi çoğu zaman “azamet”, “kibriya” ve “Allahu ekber” diliyle görünür. Âyetü’l Kübrâ bahsinde çok çarpıcı bir tespitte bulunur: daralmış akılların, “azametli meseleleri ihata edemedikleri için” bazen inkâra sapabileceğini söyler. Bu, Risale çizgisinde çok önemlidir. Çünkü Bediüzzaman’a göre bazı hakikatler akla sığmadığı için değil, akıl darlaştığı için reddedilir. İlâhî azamet, insanın ölçüleriyle küçültülmeye çalışıldığında sorun Allah’ta değil, insan idrakinin darlığında ortaya çıkar.
Aynı pasajda “azamet ve kibriya lüzumlu bir perdedir” der. Bu cümle, El-Azîm isminin Risale’deki en önemli anahtarlarından biridir. Yani Allah’ın azameti, mahlûkatın sınırlı kavrayışının O’nu bütünüyle kuşatamaması için bir perdedir. Bu perde, uzaklık değil; koruyucu bir tenzih alanıdır. Bediüzzaman burada azametin bir engel değil, tevhidi yanlış küçültmelerden koruyan bir ululuk zırhı olduğunu anlatır.
On Altıncı Söz’de namaz ve “Allahu ekber” üzerinden yaptığı yorum da El-Azîm için çok kıymetlidir. Orada her “Allahu ekber”in bir basamak-ı mi‘râciyeyi kat etmeye işaret ettiğini; insanın cüz’îlikten küllî dairelere doğru yükseldiğini söyler. Bu, azameti sadece uzaktan seyredilen bir heybet olmaktan çıkarıp, insanı manen yukarı taşıyan bir idrak disiplini haline getirir. Yani El-Azîm tefekkürü, insanı ezmez; onu küçük hesaplardan kurtarıp daha geniş bir kulluk ufkuna yükseltir.
Asâ-yı Mûsâ’daki bir pasajda ise yıldızların ve semavatın Allah’ın saltanat-ı ulûhiyetinin şaşaasını gösterdiğini söyleyip Allah’a “azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl” diye hitap eder. Bu ifade, Bediüzzaman’da azametin yalnız büyüklük değil, aynı zamanda “şiddet-i zuhurundan gizlenme” taşıdığını gösterir. Yani Allah’ın azameti, O’nu yokluğa değil; tam tersine her yerdeki yoğun tecellisinin karşısında gözün kamaşıp ayrıntıyı seçemeyişine benzer.
On Birinci Söz’de de insanın kâinata bakıp “Allahu ekber” demesini, rububiyetin mehasini karşısında hayret ve marifetle mukabele etmesini anlatır. Burada azamet, mümine sadece korku vermez; tesbih, hamd ve muhabbet de doğurur. Çünkü Bediüzzaman’a göre ilâhî azameti fark etmek, aynı zamanda insanın kendini o azametin dışında değil, onun terbiyesi içinde görmesine yol açar. Bu yüzden Risale’de El-Azîm, tevazu, hayret, marifet ve ubudiyet doğuran isimlerden biridir.
Özetle Bediüzzaman’da El-Azîm, dört ana damarda görünür: aklın kuşatamayacağı ululuk, tevhidi küçültmelerden koruyan kibriya perdesi, “Allahu ekber”le cüz’îlikten küllî dairelere yükselten marifet çizgisi ve kâinatın şaşaasında görünen azamet-i rububiyet. Bu, El-Azîm’i sadece “büyük” anlamında değil, insanı doğru ölçüye döndüren mutlak büyüklük olarak anlamamıza yardım eder.
Günlük Hayatta Uygulama – 4 Adım
1. Farkındalık Çalışması
Bugün seni çok büyüten ya da çok küçülten bir şeyi fark et.
Bir eleştiri, bir başarı, bir kaygı, bir takipçi sayısı, bir para meselesi olabilir.
Sonra kendine şu soruyu sor:
“Bu gerçekten büyük mü, yoksa ben onu mu büyüttüm?”
2. Dua / Affirmasyon
Gün içinde birkaç kez içinden şu cümleyi tekrar et:
“Ya Azîm, bana küçük şeyleri putlaştırmayan, büyük görünen şeyler karşısında da sarsılmayan bir kalp ver.”
3. Ahlâkî Eylem
Bugün bir konuda “Allahu ekber” bilincini pratiğe dök.
Bir tartışmada kendi egonu büyütme.
Bir başarıyı sadece kendine yazma.
Bir korkunu mutlaklaştırma.
El-Azîm ahlâkı, çoğu zaman küçük benliği geri çekmekle başlar.
4. Zihinsel Dönüşüm
Şu cümleyi bırak:
“Hayatımdaki bu mesele her şey demek.”
Onun yerine şunu yerleştir:
“Allah daha büyük; bu mesele ise O’nun azameti karşısında yerli yerine konması gereken bir parça.”
Zikir – Vird – Meditasyon Rehberi
Zikir adedi
Başlangıç için 33 kez, daha derin tefekkür için 1020 ebced değeri yerine pratikte 99 kez
“Yâ Azîm”
Dilersen namaz diliyle uyumlu biçimde:
“Subhâne rabbiyel-azîm”
zikrini de bilinçle tekrarlayabilirsin. Tirmizî’de ve diğer hadis rivayetlerinde rükûda bu tesbihin yer aldığı aktarılır.
Nefes ritmi
4 saniye nefes al – 4 saniye tut – 6 saniye ver.
Niyet cümlesi
“Allah’ım, El-Azîm isminin nuru ile kalbimdeki sahte büyüklükleri küçültmeye, hakiki azamet karşısında tevazu ve huzur bulmaya niyet ettim.”
1 dakikalık mini meditasyon akışı
Gözlerini kapat.
İlk nefeste hayatını çok meşgul eden bir meseleyi zihnine getir.
İkinci nefeste onun giderek büyüdüğünü hayal et.
Üçüncü nefeste, bu büyük görünen meselenin üstüne gökler, yıldızlar, galaksiler ve sonra “Allahu ekber” sözü gelsin.
Şimdi içinden yavaşça: “Yâ Azîm…” de.
Meselenin yerini bulduğunu, seni ezmediğini fark et.
Meditasyonu şu cümleyle bitir:
“Beni büyüklük iddiasından değil, azamet karşısında doğru ölçüden mahrum bırakma.”
Kısa Hikâye / Alegori
Bir çocuk, elindeki büyüteçle küçük bir taşı öyle dikkatle inceliyordu ki dünyadaki en önemli şeyin o taş olduğunu sanmaya başladı. Ustası onu akşam vakti dışarı çıkardı. Gökyüzünde yıldızlar açılmıştı. Usta çocuğun elindeki büyüteci usulca indirip sadece yukarı bakmasını istedi. Çocuk ilk kez sustu. Elindeki taş kaybolmadı; ama yerini buldu. Usta dedi ki: “Sorun, taşa bakman değildi. Sorun, onu gökyüzünden büyük sanmandı.” İnsan da bazen böyledir; El-Azîm ismi, kaybettiği şeyi değil, kaybettiği ölçüyü geri verir.
Dua
Ey akılların kuşatamadığı,
ey zâtı ve sıfatları kavrayışımızı aşacak derecede ulu olan,
ey Azîm!
Biz bazen küçük şeyleri büyütüyor, büyük olanı unutuyoruz.
Bir kırgınlığı kader kadar, bir başarıyı sonsuzluk kadar, bir kaygıyı bütün hayat kadar büyük sanıyoruz.
Sonra da kendi gölgemizin içinde kayboluyoruz.
Oysa Sen, göklerin ve yerin sahibi, kürsüsü her şeyi kuşatan, büyüklüğü hiçbir ölçüye sığmayan Rabbimizsin.
Allah’ım, bize Senin azametin karşısında eğilen ama ezilmeyen bir kalp ver.
Kibrimizi erit, korkularımızı yerli yerine koy, sahte büyüklüklerimizi küçült.
Bize öyle bir idrak ver ki “Allahu ekber” dediğimizde bu söz sadece dilimizde değil, hayatımızın yorumunda da hakikat olsun.
Küçük meseleleri mutlaklaştırmayalım, küçük başarıları ilahlaştırmayalım, küçük yaraları sonsuz sanmayalım.
Ya Rabbi, azametin karşısında hayretimizi artır; ama bizi umutsuzluğa düşürme.
Bize tevazu, vakar, tazim ve kulluk şuuru ver.
Senin azametin karşısında doğru ölçüyü bulan kullarından eyle.
Âmin.
Sık Sorulan Sorular
1. Bu isim insan psikolojisinde neye karşılık gelir?
El-Azîm ismi psikolojik düzlemde en çok awe, small-self, tevazu, ölçek düzeltme ve küçük meseleleri mutlaklaştırmaktan kurtulma ile ilişkilendirilebilir. Awe deneyiminin kişide daha büyük bir bütün karşısında benliği küçülterek ahlâkî genişleme oluşturabildiğini gösteren araştırmalar bu konuda açıklayıcıdır. Manevî dilde bu, insanın ezilmesi değil; yerine oturmasıdır.
2. Bu esmayı günlük hayatta nasıl yaşayabilirim?
Bu ismi yaşamak, “Allahu ekber” cümlesini sadece ezanda değil, hayatın yorumunda da kullanmakla başlar. Bir korkuyu, öfkeyi, başarıyı veya kaygıyı Allah’ın azameti karşısında yeniden tartmak; kibri azaltmak; namazda ve tesbihte tazim bilinci taşımak; kendini merkeze koymamayı öğrenmek bunun pratik yollarıdır. Hadislerde rükûda “Subhâne rabbiyel-azîm” zikrinin öğretilmesi de bu tazim eğitimini bedenle birleştirir.
3. Bu isim diğer esmalarla nasıl bütünleşir?
El-Azîm en açık biçimde El-Alî, El-Kebîr, El-Celîl, El-Müteâlî ve bazı bağlamlarda El-Azîz ile yakın anlam alanı taşır. TDV’nin belirttiği gibi Kur’an’da Azîm’in Alî ile birlikte kullanılması, yücelik ve ululuk boyutunu teyit eder; tesbih bağlamındaki kullanımları da tenzih boyutunu açar. Risale çizgisinde ise bu isim özellikle kibriya, azamet-i kübra ve Allahu ekber şuuruyla bütünleşir.
Esmaü'l-Hüsnâ: İsimlerin Kozmik ve Manevi Tefekkürü
Bu içerik 36. bölüm (Toplam 40 bölüm)
Hakikatin İzini Birlikte Sürün
Yeni yayınlanan bilimsel ve felsefi tefekkür makalelerimizden haberdar olmak için e-bültenimize katılın.
Bu makaleyi paylaş:
Kaynaklar
- Alper, H. (1991/2026 erişim). Azîm. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.
- Diyanet Haber. (2025). Ululardan Ulu Azamet Sahibi: El-Azîm.
- Diyanet İşleri Başkanlığı. (t.y.). Bakara sûresi 255. ayet tefsiri. Kur’an Yolu.
- Diyanet İşleri Başkanlığı. (t.y.). Şûrâ sûresi 4. ayet meali/tefsiri. Kur’an Yolu.
- Diyanet İşleri Başkanlığı. (t.y.). Vâkıa sûresi 57–74. ayet tefsiri. Kur’an Yolu.
- Diyanet İşleri Başkanlığı. (t.y.). Hâkka sûresi 51–52. ayet tefsiri. Kur’an Yolu.
- Department of Energy. (2026). DOE Explains… Exascale Computing.
- National Institutes of Health. (2025). Understanding how visual information is processed in the brain.
- NASA. (2025/2026). Why have a telescope in space?; Infrared astronomy; How can infrared light see through cosmic dust?
- Nursî, B. S. (2010). Âyetü’l Kübrâ. İstanbul: Söz Basım Yayın.
- Nursî, B. S. (2010). On Altıncı Söz. İstanbul: Söz Basım Yayın.
- Nursî, B. S. (2010). Asâ-yı Mûsâ. İstanbul: Söz Basım Yayın.
- Song, J. Y., Klebl, C., & Bastian, B. (2023). Awe promotes moral expansiveness via the small-self. Frontiers in Psychology.
- Tirmizî. (t.y.). Câmi‘u’t-Tirmizî (No. 261–262).
- Ebû Dâvûd. (t.y.). Sünen (No. 869).
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorum yapan siz olun!