EL-KEBÎR: Bütün Sahte Büyüklükleri Aşan Mutlak İlâhî Büyüklük
İnsanın egosunu küçültmeden terbiye eden, kâinatın devasa ölçeklerini aşan ve kalbe 'Allahu ekber' hakikatini fısıldayan mutlak ilâhî büyüklük.

Giriş
İnsan büyüklüğü çoğu zaman yanlış yerde arar: makamda, takipçi sayısında, servette, görünürlükte, bilgide, güçte. Fakat bir gece göğüne baktığında, Hubble’ın küçücük bir gökyüzü parçasında binlerce galaksi gösteren derin alan görüntülerini düşündüğünde, “benim büyüttüğüm şeyler gerçekten büyük mü?” sorusu insanın içine düşer. NASA’ya göre Hubble eXtreme Deep Field, gökyüzünün çok küçük bir bölgesinde 5.500 galaksi göstermiş; Hubble Ultra Deep Field ise yaklaşık 10.000 galaksilik derin bir kozmik kesit sunmuştur. Bu ölçek, insanın kendi benliğini mutlaklaştırma eğilimini sarsar.
El-Kebîr ismi tam burada kalbe dokunur. O, yalnız “büyük” demek değildir; cüsse, hacim ve nicelik gibi mahlûkata ait ölçülerin ötesinde, zâtı ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu olan Allah’ı ifade eder. TDV İslâm Ansiklopedisi, Kebîr ismini bu şekilde açıklar ve Allah’a nispet edildiğinde maddî hacim büyüklüğünün söz konusu olmadığını özellikle belirtir.
Z kuşağının diliyle söylersek El-Kebîr, insanın “ben merkezli zoom”unu bozan ilâhî geniş açıdır. Sana şunu hatırlatır: Senin büyüttüğün şey büyük olabilir; ama Allah daha büyüktür. Bu makalede El-Kebîr ismini lügat, Kur’an, bilimsel metafor, tasavvuf, günlük hayat ve video dili içinde birlikte keşfedeceğiz.
Esmanın Lügavî Kökeni
El-Kebîr ismi, Arapça k-b-r / kiber kökünden gelir. TDV’ye göre bu kök sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” anlamlarını taşır; kebîr ise “büyük, ulu, yüce” demektir. Ancak Allah’a nispet edildiğinde bu kelime hiçbir şekilde cismânî büyüklük anlamına gelmez. Çünkü hacim, ölçü ve cüsse yaratılmışlara ait sınırlardır. El-Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır.
TDV maddesi, Kur’an’da kiber kavramının on dokuz ayette Allah’ın zâtına veya sıfatlarına nispet edildiğini; bunlar içinde Kebîr, Mütekebbir, Kibriyâ ve Ekber kavramlarının öne çıktığını belirtir. Aynı maddeye göre Kebîr ismi Kur’an’da geçtiği ayetlerin çoğunda Alî ismiyle, bir yerde de Müteâlî ismiyle birlikte zikredilir. Bu, büyüklüğün maddî hacim değil, aşkın yücelik anlamında anlaşılması gerektiğini gösterir.
El-Kebîr ile El-Azîm birbirine yakın görünse de aralarında ince bir vurgu farkı vardır. El-Azîm daha çok azamet, heybet ve kavranamaz ululuk tonunu taşırken; El-Kebîr, özellikle bütün sahte büyüklükleri aşan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, hükümranlığına sınır bulunmayan mutlak büyüklüğü vurgular. Bu yönüyle El-Kebîr, El-Alî, El-Azîm, El-Celîl, El-Müteâlî ve El-Mütekebbir isimleriyle yakın anlam alanı paylaşır.
Modern Türkçede bu ismi en iyi karşılayan ifadeler şunlardır: büyüklerin en büyüğü, mutlak büyük, büyüklüğü hiçbir ölçüye sığmayan, her şeye hâkim ve hiçbir şeye benzemeyen, sahte büyüklükleri aşan yüce Rab.
Kur’ân’daki Kullanımları
El-Kebîr ismi Kur’an’da doğrudan altı yerde Allah’a nispet edilir; bu kullanımların çoğunda El-Alî ile birlikte gelir. Diyanet Haber, El-Alî ve El-Kebîr isimlerinin Allah’ın ululuğunu anlattığını; sınırlı aklın O’nun sınırsız yüceliğini tam olarak kuşatamayacağını vurgular.
Nisâ Suresi (4:34)
Ayetin sonunda “Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür” buyurulur. Bu bağlamda El-Kebîr, insan ilişkilerindeki güç, sorumluluk ve sınır meselelerinin üzerinde duran ilâhî denetimi hatırlatır. Hiçbir insanî güç mutlak değildir; her makamın, her ilişkinin, her sözün üstünde El-Aliyy ve El-Kebîr olan Allah vardır. TDV de El-Kebîr’in Kur’an’da Alî ismiyle birlikte kullanılmasının maddî büyüklük değil, aşkın yücelik anlamını güçlendirdiğini belirtir.
Ra'd Suresi (13:9)
“O, gaybı da görünen âlemi de bilendir; büyüktür, yücedir.” Bu ayet El-Kebîr ismini El-Müteâlî ile birlikte zikreder. Burada büyüklük, sadece kudret değil; gaybı ve şehâdeti kuşatan bir ilim ve aşkınlık bağlamındadır. İnsan gördüğüne takılır; El-Kebîr, görünenin de görünmeyenin de üstünde hüküm sahibidir.
Hac Suresi (22:62)
“Bu böyledir; çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O’nun dışında taptıkları ise bâtıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.” Bu ayet El-Kebîr ismini tevhid merkezine yerleştirir. Hak Allah’tır; sahte kutsallar, sahte güçler, sahte büyüklükler bâtıldır. Burada El-Kebîr, insanın yanlış adreslerde büyüklük aramasını kıran bir isim olarak görünür.
Lokmân Suresi (31:30)
Bu ayet de aynı hakikati tekrar eder: Allah hakikatin kendisidir, O’nun dışında yönelinenler bâtıldır; O yücedir ve büyüktür. Diyanet tefsiri, bu ayetin Allah’ın irade, ilim ve kudretine dair kesin bilgilerden sonra geldiğini ve artık inkâr edilemeyecek tevhid hakikatini ortaya koyduğunu belirtir.
Sebe' Suresi (34:23)
“Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz… O yücedir, büyüktür.” Diyanet mealinde ayetin sonunda açıkça “O yücedir, büyüktür” ifadesi yer alır. Bu ayette El-Kebîr, şefaat, izin ve ilâhî huzurun heybeti bağlamında gelir. Allah’ın huzurunda kimse bağımsız güç sahibi değildir; konuşma, aracılık ve yakınlık bile O’nun iznine bağlıdır.
Mü'min Suresi (40:12)
“Artık hüküm, yüce ve büyük Allah’ındır.” Bu ayet, inkârcıların Allah’a ortak koşulduğunda kabul edip yalnız Allah’a çağrıldığında inkâr etmeleri bağlamında gelir. El-Kebîr burada son hükmün ve nihai otoritenin yalnız Allah’a ait olduğunu bildirir. İnsan dünyada sahte büyüklerin gölgesinde yaşayabilir; ama nihai hüküm El-Aliyy ve El-Kebîr olan Allah’ındır.
Hadislerdeki Yansımalar ve Nebevî Denge
Hadislerde de El-Kebîr anlamı en güçlü biçimde tekbir dilinde görünür. “Allahü ekber” ifadesi, TDV’nin belirttiği üzere “Allah büyük / daha büyük / yegâne büyük” anlam alanına sahiptir; esmâ şârihleri bunu “her şeyden yüce, her şeye hâkim, hiçbir şeye benzemeyen” şeklinde açıklar.
Kozmos Açısından – Bilimsel Metafor Bölümü
Bu bölüm, serinin imzası olan bilim + metafizik + tasavvuf sentezi yaklaşımına göre hazırlanmıştır; şablon bu bölümde özellikle kozmos, biyoloji ve teknoloji metaforlarını önerir.
A) Kozmos Metaforu
Hubble Deep Field ve Ultra Deep Field görüntüleri, insanın gökyüzündeki “boş” sandığı küçücük bir alanda binlerce galaksi bulunduğunu gösterdi. NASA’ya göre Hubble eXtreme Deep Field, 10 yıllık gözlemlerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş ve yalnız küçük bir gökyüzü bölgesinde 5.500 galaksi göstermiştir; Ultra Deep Field ise yaklaşık 10.000 galaksilik bir kozmik kesit sunmuştur.
Bu tablo El-Kebîr ismi için güçlü bir kozmik metafordur. İnsan “büyük” dediği şeyi çoğu zaman kendi gündelik ölçeğine göre büyütür. Fakat küçücük bir gökyüzü penceresinde bile binlerce galaksi varsa, insanın kendi egosunu, makamını, kırgınlığını veya başarısını mutlak büyüklük sanması ne kadar dar bir bakıştır. El-Kebîr tefekkürü, insanı bu dar zoom’dan çıkarır ve “Allahü ekber” hakikatine çağırır: Allah, benim büyüttüğüm her şeyden daha büyüktür.
Awe araştırmaları da bu tefekkürle uyumludur. 2023 tarihli bir Frontiers in Psychology çalışması, awe deneyiminin “small-self” duygusu üzerinden moral expansiveness, yani ahlâkî ilgi alanının genişlemesiyle ilişkili olduğunu buldu. Büyük olanla temas, insanı ezmek yerine daha geniş bir dünyaya bağlayabilir. El-Kebîr ismi de kalpte tam bu genişlemeyi doğurur.
B) İnsan Bedeninden / Biyolojiden Örnek
İnsan bedeni dışarıdan küçük görünür; fakat içinde trilyonlarca hücre, sayısız biyokimyasal süreç, sinir ağları, bağışıklık düzeni ve sürekli çalışan tamir mekanizmaları vardır. Burada El-Kebîr ismi için önemli metafor şudur: büyüklük sadece hacim değildir; karmaşıklığı, kuşatıcılığı ve yönetim derinliğini de içerir.
Bir hücre, tek başına küçük görünür; ama DNA düzeni, protein üretimi, enerji dönüşümü, sinyal iletimi ve atık yönetimiyle devasa bir şehir gibidir. Bu bize şunu öğretir: mahlûkatın içinde bile görünen küçüklük, derin bir büyüklük saklayabilir. Fakat El-Kebîr, bu yaratılmış büyüklüklerin tümünü var eden ve yöneten mutlak büyüklüktür. İnsan kendi içindeki muazzam düzeni fark ettiğinde, bu düzenin sahibi karşısında tevazuya çağrılır.
C) Teknoloji Metaforu
Exascale computing, saniyede
10¹⁸ (1 kentrilyon) işlem kapasitesi anlamına gelir; Exascale Computing Project, exascale ölçeğini petascale’in bin katı ve saniyede bir quintillion işlem olarak tanımlar. Bu, insan yapımı sistemler için olağanüstü bir büyüklüktür.
Fakat bu büyüklük bile sayılabilir, ölçülebilir, enerjiye muhtaç ve arızalanabilir bir büyüklüktür. El-Kebîr ismi burada çok güçlü bir teknoloji metaforu açar: İnsan “muazzam” dediği sistemleri bile rakamla ifade eder; Allah’ın büyüklüğü ise rakamla, işlem gücüyle, veri merkeziyle ya da mimari ölçekle kuşatılamaz.
Büyük sistemler büyüdükçe yönetim problemi de büyür. Oysa El-Kebîr olan Allah’ın büyüklüğü, büyüdükçe zorlaşan bir işletim yükü değildir; gökleri, yeri, zerreyi ve kalbi kuşatan mutlak hükümranlıktır. Bu, açıkça metaforik bir yorumdur.
Tasavvufî Açıklama
A) Kalpteki Karşılığı
El-Kebîr isminin kalpteki ilk karşılığı, sahte büyüklüklerin küçülmesidir. İnsan bazen bir meseleyi o kadar büyütür ki, o mesele bütün hayatı kaplar: bir eleştiri, bir kayıp, bir başarısızlık, bir statü meselesi, bir kırgınlık… El-Kebîr tefekkürü kalbe şunu söyler: “Büyük sandığın şey büyük olabilir; ama Allah daha büyüktür.”
Bu isim, insanı değersizleştirmez. Tam tersine, onu yanlış büyüklüklerin altında ezilmekten kurtarır. Çünkü insan Allah’ın büyüklüğünü fark ettiğinde, küçük şeyleri ilahlaştırmaktan, insanları mutlaklaştırmaktan, egosunu merkez yapmaktan uzaklaşır.
Diyanet Haber’in El-Alî ve El-Kebîr yazısında vurgulandığı gibi, Allah’ın sınırsız yüceliğini tam olarak kuşatamayız; ama O’nun akla gelebilecek her yücelikten üstün olduğunu bilmek, insanın kendisini veya başka bir varlığı yanlış biçimde yüceltmesini engeller.
B) Nefsin Terbiyesindeki Rolü
Nefis büyümek ister; fakat büyüklüğü çoğu zaman büyüklenmek sanır. El-Kebîr ismi nefse şunu öğretir: Büyük olan sen değilsin; büyüklüğün sahibi Allah’tır. İnsan için doğru yol, büyük görünmek değil, Büyük olanın huzurunda haddini bilmektir.
Bu yüzden El-Kebîr, kibri kıran isimlerden biridir. Kişi “Allahü ekber” dediğinde sadece bir zikir söylemez; aynı zamanda nefsinin büyüttüğü her şeyi yeniden tartar. Benim öfkem büyük değil; Allah daha büyük. Benim başarım büyük değil; Allah daha büyük. Benim korkum büyük değil; Allah daha büyük. Benim egom büyük değil; Allah daha büyük.
Bu bilinç, nefsi iki aşırılıktan korur: kibirden ve eziklikten. Çünkü kul, kendisinin mutlak büyük olmadığını bilir; ama Büyük olan Allah’a muhatap olduğu için değersiz de olmadığını fark eder. Böylece El-Kebîr kalpte tevazu ile izzeti birlikte kurar.
C) Büyük Mutasavvıfların Yorumu
Klasik esmâ geleneğinde El-Kebîr, Allah’ın zâtî-tenzîhî isimlerinden biri kabul edilir. TDV, hemen bütün İslam âlimlerinin bu ismi “şanı yüce ve azameti büyük olan, kudret ve hükümranlığına sınır bulunmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, yaratılmışlara benzemeyen” şeklinde yorumladığını belirtir. Gazzâlî ise Kebîr ismini “azamet sahibi” diye yorumlar ve temel anlamını zât-ı ilâhiyyenin kemaline bağlar.
Bediüzzaman Said Nursî’de El-Kebîr isminin mânası çoğu zaman Allahu ekber, kibriyâ, azamet, rububiyetin heybeti ve namazın mi‘racî yükselişi üzerinden açılır. Özellikle On Altıncı Söz, bu isim için çok kıymetli bir anahtar metindir. Bediüzzaman orada namazda tekrar edilen “Allahu ekber”lerin, kulun cüz’îlikten küllî dairelere çıkmasına işaret ettiğini; her “Allahu ekber”in bir “basamak-ı mi‘râciye”yi kat etmeye işaret ettiğini söyler.
Bu yorum son derece derindir. Çünkü burada tekbir sadece “Allah büyüktür” cümlesi değildir; insanın bakışını aşağıdan yukarıya kaldıran, dar nefsî ölçülerden geniş rububiyet dairelerine çıkaran bir bilinç hareketidir. Kul tekbir aldığında, aslında kendi küçük merkezinden çıkıp daha büyük bir hakikatin huzuruna girer.
Yine On Altıncı Söz’de Bediüzzaman, haccın çokça tekbirle dolu oluşunu da bu sırra bağlar. Hacda insan, yeryüzünün dört bir yanından gelen kullarla birlikte daha küllî bir ubudiyet dairesine girer; ufku genişler, kalbine “âfâk-ı azamet-i ulûhiyet” açılır. Bu genişleyen dairelerin verdiği hayret, heybet ve hararet “Allahu ekber” ile teskin edilir.
Bu bakış El-Kebîr ismini doğrudan pratik ibadete bağlazr: Allah’ın büyüklüğü sadece akılla bilinen bir hakikat değil; bedenen, kalben ve topluca yaşanan bir ubudiyet terbiyesidir. Namazdaki tekbir, hactaki tekbir, bayramdaki tekbir; hepsi insana aynı dersi verir: Büyüklük sende değil, O’ndadır.
Bediüzzaman’ın Âyetü’l-Kübrâ çizgisinde de “Allahu ekber” hakikati, aklın büyük meseleleri anlamadaki darlığına bir cevap olarak görünür. Risale metinlerinde, en büyük bir küllün en küçük bir cüz’î gibi Allah’ın kudretine nispetle fark etmediği; tevhidin bu azametli tılsımının felsefeyi aciz bırakan bir muamma olduğu ifade edilir. Bu, El-Kebîr’in sadece psikolojik değil, ontolojik bir hakikat olduğunu gösterir: Allah için büyük-küçük farkı, mahlûkat için olduğu gibi değildir.
Asâ-yı Mûsâ’da geçen “Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından perdelenmiş olan Zât-ı Akdes!” hitabı da El-Kebîr tefekkürü açısından çok sarsıcıdır. Burada Bediüzzaman, Allah’ın gizliliğini yokluğa değil, “şiddet-i zuhur”a; perdelenmesini uzaklığa değil, “azamet-i kibriyâ”ya bağlar. Yani O kadar büyük ve her yerde tecelli eden bir hakikat vardır ki, göz aşinalıktan ve sınırlılıktan dolayı onu doğrudan seçemez.
Özetle Risale-i Nur çizgisinde El-Kebîr şu dört damarda görünür:
Allahu ekber ile sahte büyüklüklerin kırılması;
namaz ve hac ile insanın cüz’îlikten küllî ubudiyete yükselmesi;
büyük-küçük farkının Allah’ın kudreti karşısında izafîleşmesi;
kibriyânın, Allah’ın şiddet-i zuhurunu ve mutlak yüceliğini perdeleyen bir ululuk alanı olması.
Bu yüzden El-Kebîr, Bediüzzaman’da sadece “Allah büyüktür” şeklinde bir bilgi değil; insanın bakışını, ibadetini, egosunu ve kâinat okumasını yeniden düzenleyen bir marifet kapısıdır.
Günlük Hayatta Uygulama – 4 Adım
1. Farkındalık Çalışması
Bugün zihninde aşırı büyüttüğün bir şeyi fark et: bir eleştiri, bir başarı, bir korku, bir para meselesi, bir ilişki krizi, bir sosyal medya yorumu… Sonra kendine şu soruyu sor:
“Bu gerçekten büyük mü, yoksa ben onu Allah’tan büyük bir yere mi koydum?”
2. Dua / Affirmasyon
Gün içinde birkaç kez içinden şunu tekrar et:
“Ya Kebîr, kalbimde büyüttüğüm sahte büyükleri küçült; beni yalnız Senin büyüklüğünü tanıyan bir tevazuya ulaştır.”
3. Ahlâkî Eylem
Bugün bir yerde “büyük görünme” ihtiyacını bırak.
Bir tartışmada son sözü alma.
Bir başarıyı sadece kendine yazma.
Bir insanı küçümseme.
Bir korkunu mutlaklaştırma.
El-Kebîr ahlâkı, sahte büyüklük iddiasından çekilip gerçek büyüklüğün sahibine yönelmektir.
4. Zihinsel Dönüşüm
Şu cümleyi bırak:
“Benim meselem her şeyden büyük.”
Onun yerine şunu yerleştir:
“Allah daha büyük; bu mesele O’nun büyüklüğü karşısında yerini bulacak.”
Zikir – Vird – Meditasyon Rehberi
Zikir adedi
Başlangıç için 33 kez, daha derin tefekkür için 232 kez veya 99 kez
“Yâ Kebîr”
Dilersen namaz ve tekbir bilinciyle birlikte şu cümleyi de tefekkür edebilirsin:
“Allahü ekber”
TDV, “Allahü ekber” ifadesinin “her şeyden yüce, her şeye hâkim, hiçbir şeye benzemeyen” anlamında yorumlandığını belirtir.
Nefes ritmi
4 saniye nefes al – 4 saniye tut – 6 saniye ver.
Niyet cümlesi
“Allah’ım, El-Kebîr isminin nuru ile kalbimde büyüttüğüm sahte büyüklükleri küçültmeye, Senin mutlak büyüklüğün karşısında tevazu ve huzur bulmaya niyet ettim.”
1 dakikalık mini meditasyon akışı
Gözlerini kapat.
Bugün seni en çok büyüten meseleyi zihnine getir.
Onu büyük bir dağ gibi hayal et.
Sonra gökyüzünü, yıldızları, galaksileri ve sonsuz uzay derinliğini düşün.
İçinden yavaşça: “Allahü ekber… Yâ Kebîr…” de.
Dağ kaybolmasın; ama yerini bulsun.
Meditasyonu şu cümleyle bitir:
“Ben büyüttüğüm şeye değil, Büyük olan Rabbime yöneliyorum.”
Kısa Hikâye / Alegori
Bir çocuk elindeki küçük büyüteçle karınca yuvasına bakıyor, gördüğü dünyayı bütün evren sanıyordu. Karıncalar ona dev gibi görünmüş, küçük taşlar dağ olmuştu. Ustası onu gece dışarı çıkardı ve göğe bakmasını söyledi. Çocuk yıldızları görünce büyüteci yavaşça indirdi. Karınca yuvası kaybolmadı; ama yerini buldu. Usta dedi ki: “Büyüteçle bakınca küçük şeyler büyük görünür. Göğe bakınca büyük sandığın şeyler kendi ölçüsüne döner.” Çocuk o gün ilk kez “Allahü ekber” sözünün sadece bir cümle değil, hayatı doğru ölçüye koyan bir hakikat olduğunu anladı.
Dua
Ey büyüklerin en büyüğü,
ey kudret ve hükümranlığına sınır bulunmayan,
ey hiçbir şeye muhtaç olmayan ve hiçbir şeye benzemeyen El-Kebîr!
Biz bazen küçük şeyleri büyütüyor, geçici meseleleri mutlaklaştırıyor, kendi nefsimizi ve korkularımızı kalbimizin merkezine koyuyoruz. Bir söz, bir kayıp, bir başarı, bir makam, bir insan bakışı bize devleşiyor; sonra Senin büyüklüğünü unutup o küçük şeylerin gölgesinde eziliyoruz.
Allah’ım, bize “Allahü ekber” hakikatini sadece dilimizde değil, hayatımızın ölçüsünde de yaşat. Kibrimizi küçült, korkularımızı yerli yerine koy, başarılarımızı emanete çevir, dertlerimizi Senin büyüklüğün karşısında hafiflet. Bizi büyük görünmeye çalışanlardan değil; Büyük olanın huzurunda haddini bilenlerden eyle.
Ya Rabbi, kalbimizi sahte büyüklüklerin esaretinden kurtar. İnsanların alkışıyla büyüyen, eleştirisiyle küçülen kırılgan benliğimizi Senin kulluğunla sabitle. Bize tevazu, vakar ve geniş bir marifet ufku ver.
Bizi El-Kebîr isminin terbiyesiyle büyüklük iddiasından arınmış, hakiki kulluğa yönelmiş kullarından eyle.
Âmin.
Sık Sorulan Sorular
1. Bu isim insan psikolojisinde neye karşılık gelir?
El-Kebîr ismi psikolojik düzlemde en çok ölçek düzeltme, ego küçülmesi, awe / hayret, sahte büyüklüklerden arınma ve tevazu ile ilişkilendirilebilir. Awe araştırmaları, büyük ve hayret uyandırıcı deneyimlerin “small-self” hissini güçlendirebildiğini ve kişinin ahlâkî ilgi alanını genişletebildiğini gösterir. Manevî dilde bu, insanın ezilmesi değil; yerini bulmasıdır.
2. Bu esmayı günlük hayatta nasıl yaşayabilirim?
Bu ismi yaşamak, “Allahü ekber” cümlesini hayatın yorumuna taşımakla başlar. Bir korku büyüdüğünde, bir başarı seni şişirdiğinde, bir insanı gözünde devleştirdiğinde veya kendi egon merkez hâline geldiğinde bu isim sana ölçü verir. Günlük pratik olarak; kibirli konuşmayı azaltmak, kendini merkeze koymamak, büyüttüğün meseleleri Allah’ın büyüklüğü karşısında yeniden tartmak ve namazdaki tekbiri bilinçle yaşamak El-Kebîr ahlâkının temel adımlarıdır.
3. Bu isim diğer esmalarla nasıl bütünleşir?
El-Kebîr en açık biçimde El-Alî, El-Azîm, El-Celîl, El-Müteâlî ve El-Mütekebbir ile bütünleşir. TDV, Kebîr isminin Kur’an’daki kullanımlarında çoğunlukla Alî ile, bir yerde de Müteâlî ile birlikte geldiğini belirtir. Bu, ismin maddî hacim değil; yücelik, aşkınlık, kibriyâ ve ululuk anlamında anlaşılması gerektiğini gösterir.
Esmaü'l-Hüsnâ: İsimlerin Kozmik ve Manevi Tefekkürü
Bu içerik 40. bölüm (Toplam 40 bölüm)
Hakikatin İzini Birlikte Sürün
Yeni yayınlanan bilimsel ve felsefi tefekkür makalelerimizden haberdar olmak için e-bültenimize katılın.
Bu makaleyi paylaş:
Kaynaklar
- Bekir Topaloğlu. (2022). Kebîr. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.
- Diyanet Haber. (2025). Yücelerin Yücesi, Büyüklerin En Büyüğü: El Alî ve El Kebîr Olan Allah.
- Diyanet İşleri Başkanlığı. (t.y.). Sebe’ sûresi 23. ayet meali ve tefsiri. Kur’an Yolu.
- National Aeronautics and Space Administration. (2025). Hubble’s Deep Fields. NASA Science.
- National Aeronautics and Space Administration. (2004). Hubble Ultra Deep Field Image Reveals Galaxies Galore. NASA Science.
- Exascale Computing Project. (t.y.). About Exascale Computing.
- Song, J. Y., Klebl, C., & Bastian, B. (2023). Awe promotes moral expansiveness via the small-self. Frontiers in Psychology, 14, 1097627.
- Nursî, B. S. (2010). On Altıncı Söz. Risale-i Nur Külliyatı.
- Nursî, B. S. (2010). Âyetü’l-Kübrâ. Risale-i Nur Külliyatı.
- Nursî, B. S. (2010). Asâ-yı Mûsâ. Risale-i Nur Külliyatı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorum yapan siz olun!